
Bu kitabın bu sene okuduğum en iyi kitaplardan birisi olmasını cidden çok istedim. Ve başlangıçta da kitap kesinlikle öyle olacakmış gibi ilerliyordu. Ancak kitabın bir sorunu var. Ve bu sorun kitabın sonunu okumasını başını okumasından daha zor kılıyor. Bir rollercoaster düşünelim. Başlangıçta yavaş ilerler daha sonrasında yükselir ve en büyük düşüşünü yaptıktan sonra tamamlanır. Sizde o son andaki adrenalin hissini dibine kadar yaşatıp görevini tamamlamış bir şekilde sizi yolcu eder. Bu kitabın sorunu işte tam olarak bu. Kitap 5 kitap ve son kısım olmak üzere aslında 6 bölümden oluşuyor. Ancak ilk iki bölüm o kadar heyecanlı bir şekilde ilerliyor ki daha ne kadar yükselebilir ne kadar heyecanlanabilir diyorsunuz. Ve sonrasında bir anda konu genişliyor, perspektif büyüyor ve perspektif büyüdüğü için zaman atlamaları yaşanan olaylar ne kadar büyük olursa olsun kitap durağanlaşıyor. Çünkü başlangıçtaki ana karakterlerinizden uzaklaşıyorsunuz. Konu onların konusu ve hikayesi olmaktan çıkıp çok daha büyük bir yere varmaya çalışıyor. Daha en baştan bu büyüklüğü verip o şekilde ilerliyor olsa zaten sizi buna hazırladığı için sorun yaşamayacakken, bağ kurmaya başladığınız karakterlerden uzaklaşıp tüm dünya ile ilgili kısımlara geldiğinizde ister istemez sıkılmaya başlıyorsunuz. Buradaki sorun işte tam olarak bu, çok iyi bir fikir çok iyi bir başlangıç ama bir noktadan sonra değişen yön ve bu yön değişiminin başlangıca ayak uyduramayıp yavaşlaması. Kötü bir şekilde yazılmamış, bir şekilde okutuyor ve sonunda ne olduğunu görüyorsunuz. Ancak potansiyelini bildiğiniz için keşke daha iyi bitseydi diyorsunuz.
İlk kitabından sonra ikinci kitapta artık tanıdığımız karakterlerle devam ederken başta bu sevimli kitabın bana ekstra neler verebileceğini düşünüyordum. Ama kitabı bitirdikten sonra ilk kitapta yer alan karakterlerle biraz daha vakit geçirmenin doğru bir karar olduğuna karar verdim. Kitabın özellikle son bölümü beni derinden etkiledi.
Takako ve onun yaşadığı sorunla başlayan hikaye size sırası ile karakterleri ve onların hikayesini anlatıyor. Kitabın kısa olmasından kaynaklı bazı yerlerin çok hızlı geçtiğini düşünsem de okuduğum hikayeler ve özellikle Satoru ve Momoko o kadar sıcak bir aile gibi hissettirdi ki kitap bittiğinde kendimi huzurlu hissetmeden edemedim.
Uzun zaman sonra ilk kez bir kitabı okumakta bu kadar zorlandım. Yazar Andrew'un bunalımları ile sizin de bunalıma girmenizi istiyor ancak duygu geçişleri ve hisleri o kadar dengesiz bunalıma soksa bile onu anlamakta zorlanıyorsunuz. Sonunda olan şeyi aslında kitap belli ediyor ama yazarın "Siz yanlış tahmin ettiniz, aslında olan buydu!" gibi ufak çaplı kandırma girişimini ise yetersiz buldum. Bzı karakterlerin hikaye içinde bulunma nedeni çok eksik kalmış özellikle de bir karakterinki. Sonunda ufak çaplı duygulanmış olsam da genel olarak çok beğendiğimi söyleyemem özellikle kitabın %80'lik kısmını bitirmekte fazlasıyla zorlanmışken.
Bu seriyi okurken sonunun bu şekilde bitmesini, beni bu kadar çok etkilemesini ve karakterlere bu kadar çok bağlanacağımı asla düşünmemiştim. Bazı noktalarda karakterlere fazlasıyla kızsam da, yaptıkları ile beni delirtmiş olsalar da bu deneyimde bana eşlik ettikleri için hepsine minnettarım. Bir kitabın sonu ancak bu kadar vurucu yazılabilir ve beni derinden etkileyebilirdi.
Bundan sonrasında bitirmiş olduğum tüm kitaplarla ilgili yorum yapmayı kafaya koyduğum ilk anda planlarım arasında Rüzgarın Adı için yorumlarımı yazmam gerekeceği durumu pek yoktu. Bu şahsi değerlendirme kitabı bitirdiğim günün hemen sonrasında içimden gelenleri yazdığım bir değerlendirme olacak olup, ne kadar uzun olacağı hakkında en ufak bir fikrim yoktur.
Kitabımız bir grup arkadaşın bir hanın içerisinde konuşmaları ile başlıyor ve seri hakkında en ufak bir bilgisi olmayan birisi için kitap sanki bu grup içerisinde geçecekmiş hissine kapılıyorsunuz. Sonrasında öğreniyorsunuz ki bu grubun bizimle pek de bir işi yok, aslında tüm konu arkada sessizce bardaklarını temizlemekle meşgul olan hancı ile ilgili.
Sevgili hancımızın kişiliğinde bazı dalgalanmaları gördüğüm ilk anlarda bir şeyler sakladığını düşünmeye başlamıştım. Sonrasında geçmişine dair bir şeyler anlatmaya ve bizlere sevgili hocasından zihnini ikiye bölmeyi öğrendiğini, kafasının bir kısmı ile bir şeyleri sakladığını ve diğer kısmı ile onu aradığını söylediğinde ise kişilik bozukluğu olan birisini okuyacağımızı varsaymıştım. Bu konuda ne kadar haklıyım kısmı sevgili insan psikolojisi uzmanlarının değerlendirmesinden geçmekle birlikte aslında kahramanımız Kvothe'nin o neşeli halinden neşesinin çalınmasını ve başından geçenleri okumaya başladığımızı söyleyebilirim.
Adım adım ilerlerken kitabın hızlanmasını bir hız treninde tepeye çıkmaya benzetmeye başlamıştım. Ve bu açıkcası heyecan vericiydi. Tepeyi gördükten sonra hızla aşağı inecek ve o hızla kendimizi kaptıracağımızı düşünmüştüm. Ancak sonrasında benim okuma hızımı da hikayenin gidişatını da yavaşlattığını düşündüğüm o kişi karşımıza çıktı. Denna.
Evet belki bu Denna'nın karşımıza ilk çıkışı değildi ancak ama bu sefer kitaba etkisi çok daha fazlaymış gibi hissettirmeye başlamıştı. Denna'nın girişi ile beraber ilerlemekten öte yerimizde sayıyoruz hissine kapılmıştım. Denna'nın Kvothe'ye etkisini görememek için kör olmak gerekir ancak onun varlığında rahatsız eden, beni huzursuz eden bir şeyler hep vardı. Aslında bu huzursuzluk, Kvothe'nin önemli işleri arasında sürekli olarak kafasının Denna'da olmasından kaynaklanıyor olabilir.
Yine de hikayesinin sadece başlangıcını okuduğumuz Kvothe için 5 üzerinden 4.7 gibi bir puan vermezsem ona haksızlık ediyormuşum gibi hissedeceğimi fark ettim. Bu uygulama sağolsun küsüratlı puanlar veremediğimizden de 5 puanı verdim gitti. Kvothe'nin 2. kitabındaki maceralarını merak etmekle beraber, 3. kitabın hala çıkmamış olmasının gerginliğini yaşamadığımı da söyleyemeyeceğimi ekleyerek yorumlarımı sonlandırıyorum.