Bu kitabı sevdim mi? Evet. Ama bayıldım mı? Hayır.
Aciman'ın dili zarif, satır araları neredeyse klasik bir müzik eseri gibi çalıyor, melodik, incelikli, duygulu. Ama aynı zamanda uzun uzun dolanan, biraz fazla kendine bakan bir anlatım var. Elio'nun iç sesi, zaman zaman beni içine çekti, zaman zaman da dışarda bıraktı
“Büyümek, kayıpla tanışmaktır.”
“Her şey çok güzeldi, sonra bir şey oldu.”
Al Midilli, ilk bakışta bir çocuğun at sevgisini anlatıyor gibi görünse de; aslında çocukluktan yetişkinliğe geçişin sancılarını, hayal kırıklıklarını ve yaşamın döngülerini olağanüstü yalın bir dille anlatıyor. Son sayfasını çevirdiğimde, bu küçücük kitabın içimde bıraktığı etki dev gibiydi.
☁️
Martin Eden, bireycilik ile toplum arasındaki gerilimi olağanüstü bir psikolojik derinlikle anlatıyor bizlere...Jack London'ın otobiyografik ögelerle kurduğu bu hikâye, Amerikan rüyasının karanlık yüzüne cesur bir bakış aynı zamanda. Başta hayran olduğumuz bir karakterin, zamanla içinde kaybolduğu yalnızlık ve anlamsızlık duygusu beni oldukça etkiledi. Finali ise edebiyat tarihindeki okuduklarım arasında en sarsıcı sonlardan biri olabilir. Toplumun onayladığı bir benliğe ulaştığında, o benliğin artık onun olmadığını fark etti bu nokta oldukça etkiledi beni. Mutlaka okunmalı
Alobar, Kudra, Pan, Priscilla, Marcel, Dr. Dannyboy, V'lu hepsi birbirinden farklı karakterlerin üzerinden kurgulanan sonsuzluğun ve bilincin arayışında geçen bu harika roman, Descartes ile sahnelenen akılcılık ve doğadan kopuş ile insanın özünden, bilinçten kopuşu yoluyla sembolik olarak Tanrı Pan'i unutması ile başlayan üst benlik devrini muazzam bir bakış açısıyla ele almış